Dokuzuncu
Bölüm
Hac
ve Umre
I.
İLKELER ve AMAÇLAR
Kutsal
zaman ve mekân inancı hemen bütün dinlerde mevcuttur ve esasen
haccın temelinde, ulûhiyyetin herhangi bir yerde tecellîsine
ilişkin inanç yatar. İslâm dininde de, kutsal mekân ve zaman
telakkisi hac ibadeti bünyesine yerleştirilmiştir.
Hac
sözcüğünün "kasıt, yöneliş ve yürüyüş" anlamına
gelmesi, bir bakıma hac ibadetine saygınlık ve kutsiyet atfedilen
birtakım özel mekânlar üzerinden Allah'a yürünmesi şeklinde
sembolik bir mahiyet kazandırır.
II.
HACCIN TANIMI ve MAHİYETİ
Hac
Hicretin 9. Yılında farz kılınmıştır.
Hac
sözlükte "kastetmek, yönelmek" anlamına gelen bir
kelimedir. Fıkıh terimi olarak ise hac, "Mekke şehrindeki
Kâbe'yi ve civarındaki kutsal sayılan özel yerleri, özel vakit
içinde, usulüne uygun olarak ziyaret etmek ve yapılması gereken
diğer menâsiki yerine getirmek" demektir. Bunların hepsine
birden hac törenleri anlamında
"menâsikü'l-hac"
denir.
İslâmiyet'in
beş esasından biri olan hac, hicretin 9. yılında farz
kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur'ân-ı Kerîm ve
Sünnet'te bildirilmiş ve bu hüküm konusunda müslümanların
görüş birliği (icmâ) gerçekleşmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de:
"Yoluna gücü
yetenlerin evi (Kâbe) hac ve ziyaret etmeleri, insanlar üzerinde
Allah'ın bir hakkıdır"
(Âl-i İmrân 3/97)
buyrulmuştur. Peygamberimiz de haccı Müslümanlığın beş
esasından birisi olarak saymış, haccın önemini ve yararlarını
belirtmiş ve bu törenlerin nasıl yapılacağını fiilen
göstermiştir.
Gücü
yeten, yani sağlık ve servet yönünden haccetme imkânına sahip
olan müslümanların, ömründe bir defa haccetmeleri farz olup
imkân elde edilince, geciktirmeden yerine getirilmesi gerekir.
Hayatında bir defa hac yapmış olan müslüman bu farzı yerine
getirmiş olur.
Ebû
Hanîfe, Ebû Yûsuf, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel:
Gerekli şartları taşıyan hac yükümlüsünün bu ibadeti
önündeki ilk hac mevsiminde eda etmesi gerektiği, sonraki yıllara
tehir etmesinin günah olduğu, hatta bu ibadeti uzun süre
geciktiren kişinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği
görüşündedirler.
Şâfiî
ve İmam Muhammed: İleride
yerine getirmeye azmedilmesi ve eda imkânının normal şartlarda
elden çıkması gibi bir endişenin bulunmaması şartıyla haccın
tehir edilebileceğini söylemişlerdir. Bununla birlikte, bunlar da
hac ibadetinin bir an önce ve ilk fırsatta yerine getirilmesinin
sünnete uygun ve daha ihtiyatlı bir tutum olduğunu
belirtmişlerdir.
Kâbe'yi
ziyaretle ilgili ibadetlerden biri de "umre"dir.
Ziyaret
belirli zamanda ve Arafat vakfesiyle birlikte olursa "hac".
Belirli
bir zamana bağlı olmayarak vakfesiz yapılırsa "umre"
adını alır.
Hac
ve umreyi birbirinden ayırmak için hacca, "hacc-ı
ekber" (büyük hac),
umreye "hacc-ı asgar"
(küçük hac) denir. Halk arasında ise arefesi cumaya rastlayan
haccın hacc-ı ekber olduğuna dair yaygın bir kanaat
bulunmaktadır.
Umrenin
faziletiyle ilgili olarak Resûl-i Ekrem "Umre, daha sonraki
umreye kadar, ikisi arasında işlenen günahlar için kefârettir.
Allah katında makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir"
(Buhârî, “Umre”, 1; Müslim, “Hac”, 437) ve "Hac ve
umreyi birbirine ekleyin (peş peşe birlikte yapınız); çünkü
bunlar körüğün demir, altın ve gümüşteki kiri, pası
gidermesi gibi, yoksulluğu ve günahları giderir. Makbul bir haccın
karşılığı ancak cennettir" (Tirmizî, “Hac”, 2: Nesâî,
“Hac”, 6) buyurmuştur.
_____________________________________________________________________________
Menâsikü'l-hac:
Hac törenleri
Hacc-ı
ekber: Büyük hac (Normal
hac) aynı zamanda arefesi cumaya rastlayan hacca’da denir.
Hacc-ı
asgar: Küçük hac (Umre)
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
III.
HACCIN ŞARTLARI
A)
YÜKÜMLÜLÜK ŞARTLARI
1-Müslüman
olmak
2-Akıllı
olmak
3-Buluğ
olmak
4-
Beden ve malî imkânın olması (istitâat)
Hac
ibadetiyle yükümlü olmak için genel olarak bütün yükümlülükler
de öngörülen Müslümanlık, akıl ve bulûğ şartı yanında,
ayrıca hac yapmaya bedenî ve malî imkânların yeterli olması da
şarttır. Beden ve malî imkânın yeterli düzeyde bulunmasına
literatürde, yapabilme, güç yetirebilme anlamında istitâat
denilir.
Ayrıca
kişinin hac ile yükümlü sayılabilmesi ve hac yükümlülüğünün
zimmetinde borç olarak sabit olabilmesi için belirtilen dört şarta
ilâve olarak, bu farîzayı yerine getirecek vakte erişmiş olması
da gerekir. Belirtilen tüm şartları taşıdığı halde, bu
tarihten itibaren haccı ifaya elverişli zaman bulamadan yani hac
mevsimine erişemeden ölen
kişi hac ile yükümlü olmadan ölmüş kabul edilir.
İstitâat,
teknik ifadesiyle söylenecek olursa, haccın vücûb(yükümlülük)
şartıdır. Hac, sadece Kâbe ve civarında belirli günlerde eda
edilen bir ibadet olduğu için hac yükümlülüğü bedenî ve malî
imkânların yeterli olması şartına bağlanmıştır. İslâm
dini, diğer mükellefiyetlerde olduğu gibi, hac ibadetinde de
mükellefin durumunu dikkate almış ve ona güç ve imkânlarının
üzerinde bir yük yüklememiştir.
İstitâat
denilen yapabilme güç ve imkânı, hac yolculuğuna çıkacak
kişinin gidip dönünceye kadar kendisinin ve bakmakla yükümlü
olduğu kimselerin geçimlerini sosyal seviyelerine uygun olarak
sağlayacak malî güce ve hac için yeterli zamana ve malî güce
sahip olması anlamına gelmektedir.
İstitâat:
Güç yetirebilme
B)
EDA ŞARTLARI
Haccın
edasının, yani hac yükümlüsü tarafından bizzat ifa edilmesinin
farz olması için bulunması gereken şartlara 'haccın edasının
şartları' denir.
1-
Sağlıklı Olmak.
2-
Yol Güvenliği.
3-
Ârızî Bir Engelin Bulunmaması.
4-
Kadınlara Özel İki Şart.
a)
Sağlıklı Olmak.
Ebû
Hanîfe ve Mâlik: Sağlıklı
olmayı hac yükümlüsü olmanın şartı olarak gördüklerinden
bunlara göre sağlıklı olmayan kimseler hac yapmakla mükellef
değildir; dolayısıyla yerlerine vekil göndermeleri de gerekmez.
Şâfiî
, Hanbelî ve Hanefî imamlardan Ebû Yûsuf ve Muhammed: Yukarıda
belirtilen yükümlülük şartlarının gerçekleşmesi halinde,
fiilen haccetmeye engel teşkil eden bir hastalık veya sakatlığı
bulunanlar, yerlerine vekil göndermeli veya bunu vasiyet
etmelidirler. Fiilen hac etmeye engel hastalık ve sakatlıklar
arasında, genel olarak, körlük, kötürümlük ve hac yolculuğuna
dayanamayacak derecede hastalık veya yaşlılık durumları
gösterilmiştir.
b)
Yol Güvenliği
Hanefî
ve Hanbelî mezheplerinde
fetvaya esas olan görüşe göre yol güvenliğinin bulunması
haccın edasının şartlarındandır.
Mâlikî
ve Şâfiîler: İstitâat
kavramına getirdikleri açıklama doğrultusunda, bunu yükümlülük
şartları arasında saymışlardır.
c)
Ârızî Bir Engelin Bulunmaması.
Tutukluluk
veya yurt dışına çıkma yasağı gibi yolculuğa çıkmayı
engelleyen bir durumun hac mevsimine denk gelmesi halinde eda
yükümlülüğü gerçekleşmez.
d)
Kadınlara Özel İki Şart
Haccın
edasıyla doğrudan ilgisi bulunmamakla birlikte, kadınlara ilişkin
başka hükümlerin sonucu olarak söz konusu edilen iki şart daha
bulunmaktadır.
Birinci
şart:
Kadınların
tek başlarına uzun mesafeli yolculuklara çıkma yasağından
kaynaklanan "yanlarında eşlerinin veya bir mahremlerinin
bulunması" şartıdır.
Hanefî
mezhebine göre: Haccedebilmek
için seferîlik hükümlerinin uygulanacağı bir mesafeyi katetmek
durumunda olan kadınlar tek başlarına hac yolculuğuna çıkamazlar.
Şâfiî
mezhebine göre: Katedilecek
mesafeden ziyade yol emniyeti ve kadınların güvenliği esas
alındığından koca veya başka bir mahremin bulunması şart
koşulmamış, bunun yerine kadınların bunu sağlayacak şekilde
-ağırlıklı görüşe göre üç kadının yer aldığı- bir grup
oluşturmaları yeterli görülmüştür. Bununla birlikte iki
kadının hatta kendini güvenlik içinde hissediyorsa bir kadının
-sadece- farz olan hac görevini yerine getirmek için tek başına
yola çıkması câiz görülmüştür.
Mâlikî
mezhebine göre: Kocası veya
bir mahremi bulunmayan yahut ücretle bile olsa kendisiyle birlikte
hacca gelmeyen bir kadın, güvenli bir kafile ile birlikte, bu
kafilede başka kadınların bulunup bulunmaması dikkate
alınmaksızın hac yolculuğuna çıkabilir.
İkinci
şart:
Sadece
boşanma iddeti veya vefat iddeti beklemekte olan kadınlara ilişkin
olup, "beklemeleri gereken süreyi tamamlamış olmaları"dır.
Not:
Hanefî mezhebine göre eda şartı
olan (iddet bekleme)
diğer mezheplere göre yükümlülük şartıdır.
Eda
şartlarını taşıyan kimselerin bizzat hac yapmaları, bu
şartlardan herhangi birinin gerçekleşmemesi durumunda bedel
(vekil) göndermeleri veya bunu vasiyet etmeleri gerekir.
C)
GEÇERLİLİK ŞARTLARI
Haccın
geçerli yani sahih olabilmesi için üç şartın bulunması
gerekir.
Bu
şartlar;
a)
Hac yapmak niyetiyle ihrama girmek
b)
Özel vakit
c)
Özel mekân
a)
İHRAM
İhram
sözlükte "haram etmek,
kendini mahrum bırakmak"
anlamına geldiği gibi, "tâzim edilmesi gereken zamana veya
mekâna girmek ve bunlara saygı duymak" anlamına da gelir.
İhram ilmihal dilinde hac veya umre yapmaya niyet eden kişinin,
diğer zamanlarda mubah olan bazı fiil ve davranışları belirli
bir süre boyunca yani hac veya umrenin rükünlerini tamamlayıncaya
kadar kendi nefsine haram kılması anlamındadır. Namaza başlama
tekbiri anlamına gelen tahrîme ile ihram kelimeleri aynı kökten
türemiş ve anlamları birbirine çok yakın iki kelime olduğu
gibi, ait oldukları ibadetteki fonksiyonları da birbirine çok
yakındır. Hatta ihram için mecazen 'haccın başlama tekbiri'
demek mümkündür.
Normal
zamanda helâl olan bazı fiiller ihramlı için yasak hale gelir.
Kılık- kıyafet, cinsel hayat ve avlanmak gibi hususlarla ilgili
olmak üzere gruplandırılabilecek bu yasakların ihlâli, yasağın
çeşidine ve ihlâl biçimine göre değişen cezaları gerektirir.
Bu cezalar kurban kesmek, sadaka vermek, bedelini ödemek ve oruç
tutmaktan ibarettir.
Bu
yasaklar niyet ve telbiye anından itibaren başlar ki, zaten niyet
ve telbiye ihramın rüknüdür. Bu bakımdan hac ve umreye niyet
edip telbiye yapmaya "ihrama girmek", ihrama giren kişiye
"muhrim" (ihramlı) denir. İhram giymek ise hac
törenlerinin ifası sırasında giyilmek üzere yün, pamuk veya
ketenden hazırlanmış beyaz renkli giysiyi (ihramlık) giymek
anlamındadır.
İhram:
Haram etmek, kendini mahrum
bırakmak
aa)
İhramın Rükünleri
1.
Niyet
2.
Telbiye
Hanefî
mezhebine göre: İhramın,
niyet ve telbiye olmak üzere iki rüknü vardır. Bunlardan birini
terkeden kimse ihrama girmiş olmaz.
Diğer
üç mezhebe göre: İhrama
girmiş olmak için sadece niyet yeterlidir.
1.
Niyet. Niyet hac veya umre
yapmaya karar vermek ve hangisini yapacaksa onu belirlemekle olur.
Niyeti dil ile ifade etmek de müstehaptır.
Hanefîler'e
göre: Bu durumdaki bir
kimsenin tavafa başlamadan önce yapacağı ibadetin hac mı yoksa
umre mi olduğunu belirlemesi yeterlidir. Şayet bu belirlemeyi
yapmadan tavafa başlayacak olursa umre için ihrama girmiş olur.
Tavaf yapmadan doğruca Arafat'a çıkıp vakfe yapacak olursa bu
ihramı hac için olur ve yaptığı hac da ifrad haccı olur
Şâfiî
mezhebine göre: Bu durumda,
hac ve umre ile ilgili menâsikten herhangi birine, meselâ tavafa
başlamadan önce niyetteki belirsizliğin giderilmiş olması
gerekir. Aksi halde yapılan törenler hac veya umre olarak değer
kazanmaz. Çünkü bir ibadet ancak niyetle yapılabilir.
2.
Telbiye. Telbiye ibadete
başlama anını temsilen belli sözlerin söylenmesinden ibarettir.
Telbiye namazdaki iftitah tekbiri mesabesindedir; bu bakımdan
namazdaki tekbir ifadesi (Allahüekber) yerine bunda telbiye sözleri
söylenir.
***Telbiye***
"Lebbeyk
Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde
ve'n-ni‘mete leke ve'l-mülke, lâ şerîke lek" sözlerini
söylemekten ibarettir (Anlamı:
Davetine sözüm ve özümle geldim Allahım, emrin baş üstüne.
Davetine sözüm ve özümle geldim ey ortaksız olan sen! Emrin baş
üstüne. Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Yoktur senin
ortağın).
Telbiyeyi
ihrama girerken bir defa söylemek farz, zaman zaman yüksek sesle
tekrarlamak ise sünnettir.
Kadınlar
gerek telbiye gerekse diğer dua, zikir ve tesbihlerde seslerini
fazla yükseltmezler.
İhrama
Girme Zamanı.
Hac
ayları girmeden hac menâsikinden hiçbiri yapılamaz.
Hanefî
ve Mâlikîler'e göre: Mekruh
olmakla birlikte henüz hac ayları başlamadan ihrama girmek
câizdir. Çünkü onlara göre ihram, haccın rüknü değil sıhhat
şartıdır. Diğer ibadetlerde
olduğu gibi şartın yerine getirilmesi için vaktin girmesi
gerekmez.
Şâfiî
mezhebin’e göre: İhram
şart değil, rükün sayıldığı için hac aylarından önce, hac
için ihrama girilemez. Hac aylarından önce ihrama girildiği
takdirde, bu ihram umre ihramı olarak geçerli olur.
Umre
yapmanın özel bir vakti olmadığından umre için her zaman ihrama
girilebilir.
İhrama
Girme Yerleri. Kur'ân-ı
Kerîm'de Kâbe'ye "el-beytü'l-harâm" (el-Mâide 5/2),
onu çevreleyen mescide "el-mescidü'l-harâm" (el-İsrâ
17/1)denildiği gibi, bu mescidin içinde bulunduğu Mekke şehri de
"harem" (el- Kasas 28/57; el-Ankebût 29/67) yani "saygıya
lâyık" sözüyle vasıflandırılmıştır. Saygı
gösterilmesi gereken bu kutsal mekânları sırasıyla "Harem",
"Hil" ve "Âfâk" denilen, sınırları belirli
ve özel fıkhî hükümleri olan bölgeler kuşatır. Böylece
Kâbe'nin etrafını iç içe kuşatan yerler, sırasıyla Harem, Hil
ve Âfâk olarak, hükümleri farklı üç bölgeye ayrıldığı
gibi hac veya umre yapan kimseler de bulundukları bölgelere göre
Âfâký, Hillî (veya Mîkatî) ve Mekkî olmak üzere üç sınıfa
ayrılır.
Harem
Bölgesi. Mekke ile etrafında,
bitkileri koparılmamak ve av hayvanlarına zarar verilmemek üzere
belirli sınırlar içindeki emniyetli bölgedir. Bu bölgede
oturanlara Mekkî (Mekkeli) denir. Harem
bölgelerinin sınırlarını Cibrîl'in rehberliğiyle Hz. İbrâhim
belirlemiş, sınırları gösteren işaretler daha sonra Hz.
Peygamber tarafından yenilenmiştir.
Bu sınırlar Kâbe'ye eşit uzaklıkta değildir. En yakını,
Mekke'ye 8 km. mesafede Medine
istikametinde "Ten‘îm";
en uzak olanları ise Tâif
yönünde "Ci‘râne"
(Şi‘bü Âl-i Abdullah) ve Cidde
istikametinde Hudeybiye yakınlarında "Aşâir"dir.
Diğerleri ise, Irak yolu üzerinde "Seniyyetülcebel",
Yemen yolu üzerinde "Edâtü Libn" (Hüseyniye) ve Arafat
sınırında "Batn-ı Nemîre"dir.
Mekkeliler
hac için Harem bölgesi sınırları içinde; umre için ise Hil
bölgesine çıkarak meselâ Ten‘îm veya Arafat gibi Harem bölgesi
dışındaki bir yerde ihrama girerler. Hac ve umre yapıp ihramdan
çıkmış olan Harem bölgesindeki Mekkeli olmayan kişiler (Âfâký
ve Mîkatî olanlar), umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra,
yeniden ihrama girmek istediklerinde, aynı hükme uyarlar. Onlar da
hac için Harem bölgesinde, Umre için ise Harem bölgesi dışına
çıkarak meselâ Ten‘îm veya Arafat gibi bir yere gidip ihrama
girmek durumundadır.
Hil
Bölgesi. Hil bölgesi,
Harem bölgesi ile Mîkat yerleri arasındaki yerlerdir. Bu
bölgede ikamet edenlere Mîkatî veya Hillî denir. Hillî, Hil
bölgesinde yaşayan kişi anlamındadır. Mîkatîler gerek hac
gerek umre için Harem bölgesine girmeden bulundukları Hil
bölgesinde ihrama girerler.
Âfâk
Bölgesi. Harem ve Hil
bölgelerinin dışında kalan yerlere Âfâk denir. Hil bölgesi
dışından doğrudan Mekke'ye veya Harem bölgesine gelenlerin
ihramsız geçmemeleri
gereken beş nokta, Hz. Peygamber tarafından belirlenmiştir.
Bunlardan her birine "mîkat",
bu noktaların sınırladığı ve Hil bölgesi dışında kalan
yerlere de "Âfâk"
ve bu yerlerde yaşayan insanlara da Âfâkı
denir ki uzaklardan gelen anlamındadır.
Mekke’ye
veya Harem bölgesine gelenlerin ihramsız geçmemeleri gereken bu
beş yer şunlardır:
1.Zülhuleyfe.
Mekke'ye Medine üzerinden
gelenlerin mîkatıdır. Medine'ye yaklaşık 10 km., Mekke'ye 450
km. mesafededir. Mekke'ye en uzak mîkat budur. Hz. Peygamber Vedâ
haccında, halen Âbâr-ı Ali denilen bu mîkatta ihrama girmiştir.
2.Cuhfe.
Mısır ve Suriye
istikametinden gelenlerin mîkatıdır. Mekke'ye yaklaşık 187 km.
uzaklıktadır.
3.Zâtüırk.
lrak yönünden gelenlerin
mîkatıdır. Mekke'ye uzaklığı yaklaşık 94 kilometredir.
4.Karnülmenâzil.
Necid ve Küveyt yönünden
gelenlerin mîkatı olup, Mekke'ye yaklaşık 96 kilometredir.
5.Yelemlem.
Yemen ve Hindistan tarafından
gelenlerin mîkatı olup, Mekke'ye yaklaşık 54 km. mesafededir.
Mekke'ye en yakın mîkat budur.
Süveyş
yönünden Kızıldeniz yolu ile gelenler, Cuhfe yakınında Râbığ
hizasında ihrama girerler. Hava yolu ile Cidde'ye gelenler ise,
geldikleri istikametteki mîkatın hizasını geçmeden, niyet ve
telbiye yaparak ihrama girerler.
Cidde
Afak bölgesinde sayılacağından, hemen her gün çeşitli
sebeplerle Cidde-Mekke arasında yolculuk yapanlar, Hanefî ve
Malikîlere göre, Harem bölgesine her girişte ihrama girme ve umre
yapma gibi uygulanması çok zor bir durumla karşılaşacaklardır.
Uzaklardan
gelenler (Âfâkiler), gerek hac gerek umre için, yolları
üzerindeki bir mîkatta ihrama girerler. Eğer yol üzerinde mîkat
yoksa, en son, kendilerine en yakın mîkatın hizasını geçmeden
ihrama girmelidirler. Mîkattan önce ihrama girmek câiz, hatta
Hanefîler'e göre, ihram hükümlerine uyabileceği konusunda
kendine güvenenler için daha da faziletlidir. Diğer üç mezhepte
ise ihrama mîkat sınırında girmek sünnete uygun olduğu için
daha faziletlidir.
Harem
Bölgesine İhramsız Girmek
Hanefî
ve Mâlikîler'e göre: Her ne
maksatla olursa olsun doğrudan Harem bölgesine, meselâ Mekke'ye
gidecek olan Âfâkiler’in, mîkat sınırını geçmeden ihrama
girmeleri gerekir. Çünkü ihram, bu kutsal bölgeye saygı için
vâcip kılınmıştır. Bu konuda hac ve umre için gelenler ile
ticaret, ziyaret veya tedavi gibi başka maksatlar için gelenler
arasında fark yoktur. Bunlar, hac veya umre yaptıktan sonra
ihramdan çıkarlar. Herhangi bir sebeple mîkat sınırları dışında
bulunan Hil ve Harem bölgeleri halkı da doğrudan Harem bölgesine
meselâ Mekke’ye girme konusunda aynı hükme tâbidir.
Şâfiî
mezhebine göre: Hac ve umre
kastı olmadıkça uzaklardan gelenlerin (Âfâkı)
Harem bölgesine ihramsız girmeleri vâcip değil, müstehaptır.
Hil
bölgesi halkı hac veya umre yapmayacakları zaman, Harem bölgesine
ihramsız girip çıkabilirler. Harem bölgesinde bulunan kimseler
ister Mekkeli isterse uzaklardan gelenlerden olsun, Hil bölgesine,
meselâ Cidde'yegittiklerinde, Harem bölgesine ihramsız
dönebilirler. Doğrudan Harem bölgesine gitme kastı olmaksızın
Hil bölgesindeki herhangi bir yere meselâ Cidde'ye gidecek olan
Âfâkiler’in, mîkat sınırını ihramlı geçmeleri gerekmez.
Bunlar, daha sonra Harem bölgesine, meselâ Mekke'ye gitmek
isterlerse, Hil bölgesinde oturanların hükmüne tâbi olurlar. Hac
veya umre yapacaklarsa, Harem sınırını geçmeden ihrama girerler.
Hac veya umre kastı yoksa Harem bölgesine ihramsız girerler ve
isterlerse Kâbe'yi ihramsız tavaf ederler.
Medine
ziyaretini hacdan önce yapmak üzere mîkat sınırını ihramsız
geçenler, Cidde'ye indikten sonra herhangi bir sebeple önce
Mekke'ye gitmek zorunda kalırlarsa, Cidde'de -Harem bölgesi
sınırını geçmeden- ihrama girerler.
__________________________________________________________________________________
Âfâk
Bölgesi: Harem ve Hil
bölgelerinin dışında kalan yerler
Âfâki:
Hil bölgesi dışında
yaşayanlar
Mîkat:
Hz. Peygamber tarafından
belirlenmiş, Mekke'ye veya Harem bölgesine gelenlerin ihramsız
geçmemeleri
gereken beş nokta’nın her birine verilen isim (Mîkat
sınırı)
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bb)
İhramın Vâcipleri
1.
Mîkat sınırını ihramsız
geçmemek.
2.
İhram yasaklarından sakınmak.
1.
Mîkat sınırını
ihramsız geçmemek.
Uzaklardan
gelip doğrudan Harem bölgesine gidecek olan Âfâkîler, mîkat
sınırını ihramsız geçerlerse cezâ (dem)
koyun ve keçi cinsinden olan kurban
gerekir. Ancak, mîkatı ihrama girmeden geçen kimse, henüz hac
veya umre menâsikinden herhangi birine, meselâ kudüm veya umre
tavafına başlamadan mîkata dönüp orada ihrama girerse ceza
düşer. Bu kişinin, ihramsız geçtiği mîkat sınırı yerine;
bulunduğu yere daha yakın bir mîkata gidip orada ihrama girmesi
mümkündür. Mîkatı ihramsız geçtikten sonra, hac veya umre
menâsikinden birine başlanmışsa artık mîkata dönülse bile
ceza düşmez.
2.
İhram yasaklarından
sakınmak.
İhrama
giren kimsenin ihram süresince davranışlarını haccın anlam ve
amacıyla da bütünlük sağlayacak şekilde kontrol altında
tutması ve belirli yasaklara uyması gerekir.
cc)
İhramın Sünnetleri
1.
İhrama girmeden
yani niyet ve telbiyeden önce müstehap olan şeyler:
1.
Tırnakları kesmek, kasık ve koltuk altı kıllarını temizlemek,
gerekiyorsa tıraş olmak.
2.
Temizlik için gusletmek. Abdesti olanlar ve özel hallerini görmekte
olan kadınlar için de gusül sünnettir. Gusül yapılamazsa abdest
alınır. Abdest mümkün olmazsa teyemmüm yapılmaz. Çünkü bu
abdest ve gusül, beden temizliği içindir. Ancak abdesti olmayanlar
ihram namazı için teyemmüm yaparlar.
3.
Niyet ve telbiye yapmadan önce vücuduna güzel kokular sürmek.
4.
Erkeklerin izâr ve ridâ denilen iki parçadan ibaret örtüye
bürünmesi. İzâr belden aşağıya sarılan, ridâ ise vücudun
üst kısmını örten havludur. Bu örtülerin beyaz, yeni veya
yıkanıp temizlenmiş olması müstehaptır.
2.
İhram örtülerine
büründükten sonra müstehap olan şeyler:
1.
Kerâhet vakti değilse iki rek‘at ihram namazı kılmak. Bu
namazın ilk rek‘atında Kâfirûn sûresi, ikinci rek‘atında da
İhlâs sûresinin okunması, ayrıca niyet ve telbiyenin de bu
namazdan sonra yapılması efdaldir.
2.
İhramlı bulunulan süre içinde her fırsatta telbiye söylemek.
3.
Hac için ihrama, hac ayları başladıktan sonra girmek.
dd)
İhram Yasakları
İhrama
giren kimselere, ihramdan çıkıncaya kadar yasak olan iş ve
davranışlar vardır. Bunlara "ihram yasakları" denir.
İhram yasakları ilgili olduğu alanlara göre şu şekilde
gruplandırılabilir:
1.
Vücutla İlgili Yasaklar
1.
Saç veya sakal tıraşı olmak, bıyıkları kesmek.
2.
Kasık ve koltuk altı kılları ile vücudun diğer yerlerindeki
kılları tıraş etmek, yolmak veya koparmak.
3.
Tırnak kesmek.
4.
Süslenme amacıyla saç, sakal ve bıyıkları yağlamak, boyamak,
saçlara biryantin veya jöle sürmek, kadınlar oje ve ruj
kullanmak. Vücuda veya ihram örtüsüne güzel koku sürmek; güzel
kokulu sabun kullanmak.
2.
Giyim ve Giyim Eşyası ile İlgili Yasaklar
Giyimle
ilgili yasaklar sadece erkeklere yöneliktir. Kadınlar normal
elbiselerini giyerler, sadece ihram süresince yüzlerini örtmezler.
1.
Dikişli elbise ve iç çamaşırı türü giyim eşyası giymek.
Normal şekilde giymeksizin, palto, pardesü gibi giyim eşyasını
üzerine örtmek veya omuzuna almak yasak değildir. Bele kuşanılan
kemerde, omuza asılan çantada, ayaklara giyilen üzeri ve topukları
açık ayakkabı veya terlikte dikiş bulunabilir. Çünkü yasak
olan dikiş değil; giyim eşyası olarak dikilmiş şeylerin
giyilmesidir. Omuzlara örtülen ridânın uçlarını birbirine
bağlamak veya iğne ile tutturmak ceza gerektirmez ise de mekruhtur.
2.
Başı ve yüzü örtmek, takke ve benzeri şeyler giymek, başa
sarık sarmak.
3.
Eldiven, çorap ve topukları kapatan ayakkabı giymek.
Nalın
gibi, mümkün olduğunca üzeri açık ayakkabı giymek müstehaptır.
Üzeri açık ayakkabı giymek mümkün olduğu halde, sadece
topukları açık ayakkabı giymek mekruhtur. Ayak bileğine bitişen
ve topukları örten ayakkabı giymek ise yasaktır, ceza gerektirir.
3.
Cinsel Konularla İlgili
Yasaklar
1.
Cinsel ilişki ve genellikle cinsel ilişkiye götüren öpme,
oynaşma, şehvetle tutma gibi davranışlarda bulunmak.
2.
Şehevî duyguları tahrik edici sözler söylemek.
4.
Av Yasağı
Gerek
Harem bölgesi içinde, gerek dışında eti ister yensin ister
yenmesin her türlü kara avını avlamak, avcıya avını göstermek
ve avlanmasına yardımcı olmak, av hayvanlarına zarar vermek
yasaktır. Yaratılışı itibariyle vahşî, ürkek ve insandan
kaçan hayvanlara av hayvanı denir. Suda yaşasa bile, doğup
üremesi karada olan hayvanlar kara hayvanı sayılır. Deniz
hayvanlarının avlanması yasak olmadığı gibi tavuk ve koyun gibi
evcil hayvanların kesilmesi de ihramlıya yasak değildir.
5.
Harem Bölgesiyle İlgili
Yasaklar
Mekke
şehri ve etrafındaki Harem denilen bölgedeki av hayvanlarının
avlanması, bitkilerin kesilmesi veya koparılması ister ihramlı,
ister ihramsız, herkes için yasaktır.
6.
Yapılması Günah Olan ve Başkalarına Zarar Veren Konulardaki
Yasaklar
1.
Füsûk:
Taatten ayrılıp mâsiyet sayılan şeyleri yapmak.
2.
Cidâl:
Başkalarıyla tartışmak, hakaret ve kavga etmek. Her zaman yasak
olan bu tür davranışlardan, ihramlı iken daha çok sakınmak
gerekir.
ee)
İhramlıya Yasak Olmayan Şeyler
1.
Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak.
2.
İhram örtülerini değiştirmek ve yıkamak.
3.
Dişleri fırçalamak, sürme çekmek.
4.
Kırılan tırnağı ve zarar veren veya rahatsız eden kılı
koparmak.
5.
Diş çektirmek, kan aldırmak, iğne vurdurmak, yara üzerine sargı
sarmak.
6.
Silâh taşımak, bilezik, yüzük ve kol saati takmak.
7.
Kemer kullanmak, omuza çanta asmak.
8.
Yüzü ve başı örtmeden, yorgan ve battaniye gibi bir örtü ile
örtünmek.
9.
Palto, ceket gibi giyim eşyasını giymeden omuzlarına almak.
10.
Şemsiye kullanmak, gölgede oturmak.
11.
Balık vb. su ürünlerini avlamak.
12.
İhramsız kişi tarafından avlanan kara avının etinden yemek.
13.
Yılan, akrep, fare, sinek, pire, kene gibi zararlı hayvan ve
haşareler ile saldırgan köpek, kurt ve kaplan gibi yırtıcı
hayvanları öldürmek.
b)
ÖZEL VAKİT
Haccın
farzlarını yani "ihrama girme", "Arafat vakfesi"
ve "ziyaret tavafı" nı, kendileri için belirlenmiş özel
vakitlerinde yapmak haccın geçerlilik şartıdır.
Hac
törenleri (menâsik), hac ayları içinde yapılır. Hac ayları,
hac menâsikinin yapılacağı aylar olup, şevval ve zilkade ayı
ile zilhicce ayının ilk on günüdür. Bu aylardan önce hac
menâsikine başlanmaz. Ayrıca hacla ilgili vakfe, tavaf, sa‘y,
şeytan taşlama gibi menâsikten her birinin bu aylar başladıktan
sonra belirlenen vakitler içinde yapılması gerekir, aksi halde
sahih olmaz.
c)
ÖZEL MEKÂN
Haccın
farzlarının özel mekânlarda yerine getirilmesinin anlamı,
vakfenin Arafat sınırları içinde ve tavafın Kâbe'nin etrafında
yapılmasıdır. Bu şartlardan herhangi birinin eksikliği durumunda
yapılan hac geçerli olmaz.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Dem:
Koyun ve keçi cinsinden olan kurban.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
IV.
HACCIN RÜKÜNLERİ (Farzları)
Hanefîler'e
göre: Üç farzı vardır
1-İhram
(şart)
2-Arafat
vakfesi (rükün)
3-Ziyaret
tavafı (İfâda tavafı
)(rükün)
Not:
Haccın geçerlilik şartlarından birisi ve başta geleni olan ihram
konusu yukarıda anlatıldı. Buradan itibaren Hanefî mezhebinde
haccın iki rüknü olan Arafat vakfesi ve ziyaret tavafı
anlatılacaktır.
Hac
bu farzların sıraya uyularak yerine getirilmesiyle eda edilmiş
olur. Bu farzlardan ihram şart,
diğer ikisi ise rükündür.
Buna göre Arafat vakfesinin vaktini geçiren kimse o yıl hac yapma
imkânını kaybeder, daha sonra yarım bıraktığı haccını kazâ
eder.
Mâlikîler'e
göre: Bu üç farz yanında
sa‘y de
farzdır ve dördü birden
haccın rükünlerini oluşturur.
Şâfiîler’e
göre: Bunlara saçları
kısaltmayı veya tıraş
etmeyi (halk veya taksîr)
ilâve ederek rükün sayısını beşe çıkarmışlar ve bu
rükünler yerine getirilirken bir kısmında (ilk üçünde) sıraya
riayet etmenin de farz (rükün veya şart) olduğunu söylemişlerdir.
Rükünlerin tamamı, usulüne göre yapılmadıkça, ceza ve kefâret
ödemekle hac sahih olmaz. Eksik kalan rüknün tamamlanması veya
haccın kazâsı gerekir.
A)
ARAFAT VAKFESİ (rükün)
Arafat,
Mekke'nin yaklaşık 25 km. güneydoğusunda Harem sınırları
dışında bir bölgedir. Vakfe ise bir yerde bir süre durmak veya
beklemek demektir. Arafat
vakfesi önemli ve titizlik gerektiren bir rükündür.
Çünkü süresi içinde
Arafat'ta bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş olurlar.
Arafat vakfesi dışında vaktinde yapılamayan diğer menâsik ise,
daha sonra kazâ edilerek veya fidye ödenerek telâfi edilebilir.
Hz.
Peygamber’in "Hac,
Arafat'- tan ibarettir" (Tirmizî,
“Tefsîr”, 3; Ebû Dâvûd, “Menâsik”, 57) sözü Arafat
vakfesinin önemini belirtmesi yanında, ayrıca, bu vakfeyi
kaçırmamak için titizlik gösterilmesi gerektiğini de
anlatmaktadır.
a)
Vakfenin Geçerli Olmasının Şartları
Vakfenin
geçerli (sahih) olabilmesinin iki şartı vardır.
1.
Hac için ihramlı olmak
2.
Vakfeyi özel (belirli) yer ve zamanda yapmak.
1.
Vakfenin Yeri.
Arafat
bölgesidir. Arafat bölgesinin Mekke tarafındaki sınırı, "Urene
vadisi"dir. Urene vadisi
dışında Arafat bölgesinin her yerinde vakfe yapılabilir. Bu vadi
Arafat bölgesinden değildir. Burada bulunan "Nemîre
Mescidi"nin kıble (kuzeybatı) tarafından bir kısmı da vakfe
yerinin dışında kalmaktadır.
2.
Vakfenin Zamanı. **
Zilhiccenin
9.
arefe günü zeval
vaktinden yani
güneşin tepe meridyeni üzerine geliş vaktinden bayramın ilk
günü "fecr-i
sâdık"
denilen tan yerinin ağarmaya başladığı zamana kadar geçen
süredir. Bu konuda mezhepler
arasında görüş ayrılığı yoktur. Sadece Hanbelîler'e
göre vaktin ilk anı, arefe
günü fecr-i sâdık ile başlar.
**Vakfenin
sahih olması için niyet, akıl ve ilim (Arafat'ta bulunduğunu ve
vakfe yaptığını bilmek) şart olmadığından, belirtilen süre
içinde ister şuurlu, ister şuursuz, ister uykuda, ister uyanık,
ister abdestli, ister abdestsiz her ne halde olursa olsun, bir an
Arafat sınırları içinde bulunan, hatta oradan geçen kimse
vakfeyi yapmış olur.**
Hanefîler'e
göre: Arefe günü gündüz
Arafat'ta bulunanların, mazeretsiz olarak güneş batmadan önce
Arafat'tan ayrılmamaları vâciptir. Mazeretsiz olarak ayrılan
kimse, henüz güneş batmadan bu bölgeye tekrar dönerse, bir şey
gerekmez; aksi halde ceza (dem)
gerekir. Fakat gündüz Arafat'ta bulunmayıp güneş battıktan
sonra gelenlere bir ceza gerekmez.
Şâfiîler'e
göre: Güneş batmadan
ayrılanlara da ceza gerekmez.
Mâlikî
mezhebine göre: Gecenin bir
cüzünde Arafat'ta bulunmak vakfenin sıhhat şartıdır. Güneş
batmadan Arafat'tan ayrılıp bir daha dönmeyen kişinin haccı
bâtıl olur. Gündüzün çok
az da olsa bir kısmında Arafat'ta bulunmak Mâlikîler'e göre
vâciptir. Süresi içinde
kısa da olsa bir müddet Arafat'ta bulunamayanlar hacca yetişememiş
olurlar. Daha sonraki senelerde yeniden haccetmeleri gerekir.
b)
Arafat Vakfesinin Sünnetleri
1.
Zilhiccenin 8. terviye gününü arefe gününe bağlayan geceyi
Mina'da geçirip, arefe günü sabahı güneş doğduktan sonra
Arafat'a hareket etmek.
2.
Zeval vaktinden önce Arafat bölgesinde bulunmak ve mümkünse vakfe
için gusletmek.
3.
Zeval vaktinden sonra öğle namazından önce Nemîre Mescidi’nde
hutbe okunması.
4.
Öğle ve ikindi namazlarını cem‘-i takdîm ile kılmak.
5.
Vakfe esnasında abdestli ve kıbleye yönelik bulunmak.
6.
Vakfeyi cem‘-i takdîm ile kılınan namazdan sonra yapmak. Vakfe
esnasında ayakta durmak oturmaktan, binek üzerinde bulunmak ayakta
durmaktan daha faziletlidir.
7.
Mümkün olduğu kadar vakfeyi Cebelirahme denilen tepenin yakınında
yapmak.
8.
Oruçlu olmamak.
9.
Gün boyunca telbiye, zikir, tesbih, dua ve istiğfar gibi ibadetleri
çokça yapmak. Kendisi, anne ve babası, çocukları ve bütün
müslümanlar için dua ve istiğfarda bulunmak.
Cem‘-i
takdîm:
Arefe
günü Arafat'ta öğle ve ikindi namazlarının öğle vakti içinde
birleştirilerek birlikte kılınması sünnettir. Buna cem‘-i
takdîm denir.
Ebû
Hanîfe'ye göre: Bu
namazların cem‘-i takdîm ile kılınabilmesi için;
a)
Arefe günü hac için ihramlı olarak Arafat'ta bulunmak,
b)
Mescid-i Nemîre'de cemâat-i kübrâ ile kılmak gerekir.
Aksi
halde her namaz kendi vaktinde kılınır.
Diğer
üç mezhep ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre: Arefe
günü hac için ihramlı olanların Arafat'ta öğle ve ikindi
namazlarını, ister Nemîre Mescidi’nde ister çadırlarda, ister
cemaatle, ister münferit olarak cem‘-i takdîm ile kılmaları
sünnettir.
Bu
namazlar cem‘-i takdîm ile kılınırken ezan okununca önce öğle
namazının ilk sünneti kılınır. Sonra ikamet yapılarak öğlenin
farzı kılınır. Tekrar ikamet yapılır ve ikindinin farzı
kılınır. İkindi namazı için ayrıca ezan okunmaz ve iki farz
arasındaki sünnetler kılınmaz. Her iki farzdan sonra telbiye ve
teşrik tekbirleri okunur.
B)
ZİYARET TAVAFl (İfâda tavafı) (rükün)
Tavaf,
"bir şeyin etrafında dolaşmak, dönmek" gibi anlamlara
gelir. Terim olarak ise tavaf, Hacerülesved'in bulunduğu köşeden
veya hizasından başlayıp, Kâbe'nin etrafında yedi defa
dönmektir. Her bir devire "şavt"
denir. Yedi şavt bir tavaf olur. Ziyaret tavafı farz olup haccın
iki rüknünden biridir. "İfâda
tavafı" da denilen bu
tavaf yapılmadıkça hac tamam olmaz. Ancak, Arafat vakfesini
yaptıktan sonra vefat eden kişi haccının tamamlanmasını vasiyet
etmişse, bir "bedene"
(sığır veya deve kurbanı)
kesilmekle haccı tamamlanır.
__________________________________________________________________________________
Şavt:
Hacerülesved'in bulunduğu
köşeden veya hizasından başlayıp bir tur dönmeye, (Her bir
devire "şavt"
denir)
İfâda
tavafı: Ziyaret tavafı
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
a)
Tavafın Sahih Olmasının Şartları
1.
Tavafın Vaktinde Yapılması
2.
Niyet
3.
Tavafın Mescid-i Haram’ın İçinde, Kâbe'nin Etrafında
Yapılması.
4.
Şavtların Çoğunu Yapmış Olmak.
1.
Tavafın Vaktinde Yapılması
Tavafın
hangi vakitten itibaren yapılacağı yani başlangıç vakti
önemlidir. Son vakti için bir sınır yoktur, ömrün sonuna kadar
herhangi bir vakitte yapılması yeterlidir.
Hanefî
ve Mâlikîler'e göre:
Ziyaret tavafının vakti bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan
itibaren başlar.
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre:
Ziyaret tavafının vakti, arefe günü gece yarısından itibaren
başlar.
Ziyaret
tavafı ilk vaktinden sonra her zaman yapılabilirse de;
Ebû
Hanîfe'ye göre: Bu tavafın
kurban kesme günlerinde, yani bayramın üçüncü günü güneş
batıncaya kadar yapılması vâciptir.
Mâlikîler'e
göre: Zilhiccenin sonuna
kadar yapılması vâciptir. Mazeretsiz olarak daha sonraya
bırakılırsa ceza (dem) gerekir.
Şâfiî
ve Hanbelîler ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre: Ziyaret
tavafının bayramın ilk üç gününde yapılması vâcip değil,
sünnettir. Mazeretsiz olarak daha sonra yapılması mekruh ise de
ceza gerekmez.
**Tavafın,
bayramın ilk günü yapılması ise daha faziletlidir.**
2.
Niyet
Niyet,
yapılmak istenen bir şeyin bilinmesi ve kalben belirlenmesidir.
Ayrıca dille söylenmesi müstehaptır. Tavaf niyeti olmaksızın
Kâbe'nin etrafında dolaşmak tavaf sayılmaz. Ancak niyette tavafın
türünü yani bu yapılan tavafın kudüm
tavafı mı, ziyaret
tavafı mı yoksa umre
tavafı mı olduğunu tayin
etmek gerekmez; mutlak tavafa
niyet yeterlidir.
3.
Tavafın Mescid-i Haram’ın İçinde, Kâbe'nin Etrafında
Yapılması
Kâbe'nin
etrafında tavaf yapılan yere "metâf" (tavaf alanı)
denir. Tavaf sadece burada yapılmaz. mescid-i Harâm'ın içinde
olmak şartıyla, daha geniş devir yapılarak metâfın dışından,
hatta mescidin üst katlarından Kâbe'- nin çevresi dolaşılabilir.
Fakat Harem-i şerif'in dışından dolaşmak tavaf sayılmaz. Çünkü
bu, Kâbe'yi değil, mescidi tavaf olur
________________________________________________________________________________
Metâf:
Tavaf alanı
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
4.
Şavtların Çoğunu Yapmış Olmak
Hanefîler'e
göre: Şavtların çoğunu
yani en az dördünü yapmış olmak tavafın geçerlilik şartı
olup son üç şavt yapılmayacak olursa, tavaf sahih olur, fakat
farz ve vâcip tavaflarda eksik kalan her şavt için ceza gerekir.
Diğer
üç mezhebe göre: Yedi
şavtın hepsi rükün olup bütün şavtlar yapılmadığı takdirde
tavaf sahih olmaz.
b)
Tavafın Vâcipleri
1.
Abdestli olmak. Tavaf esnasında abdest bozulursa, abdest alındıktan
sonra eksik kalan şavtlar tamamlanabilir.
2.
Setr-i avret, yani avret sayılan yerlerin örtülü olması. Setr-i
avret, her zaman farzdır. Tavafta vâcip olmasının anlamı,
ihlâlinden dolayı ceza gerekmesidir. Avret sayılan uzuvların
dörtte biri veya daha çoğu açılırsa ceza gerekir; daha azında
ceza gerekmez.
3.
Teyâmün, yani Kâbe'yi sol tarafına alıp kendisi Kâbe'nin
sağında olacak şekilde yürümek.
4.
Tavafa Hacerülesved veya hizasından başlamak.
5.
Tavafı, hatîmin dışından dolaşarak yapmak. Çünkü hatîm
denilen kısım Kâbe'den sayılır. Hatîmin dışından dolaşmadan
yapılan şavtlar iade edilmediği veya hiç değilse eksik kalan
kısım hatîmin çevresi dolaşılarak ikmal edilmediği takdirde
ceza gerekir.
6.
Farz ve vâcip tavafları yedi şavta tamamlamak.
7.
Gücü yetenler tavafı yürüyerek yapmak. Yaşlılık, hastalık
veya sakatlık sebebiyle yürüyerek tavaf edemeyenler arabaya veya
tahtırevana binerek tavaf ederler.
8.
Tavaf namazı kılmak. İster farz, ister vâcip, isterse nâfile
olsun, her tavaftan sonra iki rek‘at tavaf namazı kılmak
vâciptir. Kerâhet vakti değilse, tavafın hemen peşinden hiç ara
vermeden bu namazı kılmak müstehaptır. Daha sonra kılınsa da
eda edilmiş olur. Çünkü bu namaz, haccın veya tavafın
vâciplerinden değil, vitir namazı gibi müstakil bir vâciptir. Bu
sebeple terki hac cinayeti sayılmaz ve bir ceza gerekmez.
Arada
tavaf namazını kılmadan peş peşe tavaf yapmak ise mekruhtur.
Tavaf
namazını "makam-ı
İbrâhim"in
arkasında kılmak müstehaptır.
Orada
yer bulunmazsa, mescidin içinde uygun olan başka bir yerde kılınır.
Harem
bölgesi dışında kılmak ise mekruhtur. İhram namazında olduğu
gibi, bu namazın da ilk rek‘atında Kâfirûn, ikinci rek‘atında
İhlâs sûrelerinin okunması müstehaptır. Tavaf için kerâhet
vakti yoktur.
Hanefîler'e
göre: Tavaf namazı farz ve
vâcip namazların kılınması mekruh olan üç vakit dışında,
sabah ve ikindi namazlarının farzları eda edildikten sonra da
kılınmaz.
Şâfiî
mezhebine göre: Kerâhet
vaktinde tamamlanan tavafla ilgili tavaf namazı o anda kılınabilir.
**Yukarıda
sayılanlardan ilk altısı**
Hanefîler'e
göre: Vâciptir.
Diğer
üç mezhebe göre: Bunlar
tavafın sıhhat şartı olduğundan, herhangi birinin eksik kalması
halinde tavaf sahih olmaz ve iade edilmesi gerekir.
**Son
ikisi yani tavaf namazı ve tavafın yürüyerek yapılması**
Hanefî
ve Mâlikîler'e göre: Vâcip,
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre:
Sünnettir.
c)
Tavafın Sünnetleri
1.
Necâsetten tahâret. Bedende, ihramda veya elbisede namaza engel
pislik bulunmaması.
2.
Tavafa başlarken, Hacerülesved'e veya hizasına, Rüknülyemânî
yönünden gelmek.
3.
Tavafa başlarken ve her şavtın sonunda Hacerülesved'i istilâm
etmek.
İstilâm,
Hacerülesved'i selâmlamak demektir. İstilâm için Hacerülesved'e
dönülüp namaza durur gibi eller kulaklar hizasına kaldırılıp
"Bismillâhi Allahüekber" denilerek üzerine konur
ve eller arasından Hacerülesved öpülür. İzdiham sebebiyle
Hacerülesved'e yaklaşılamadığı durumlarda, başkalarına
rahatsızlık vermemek için uzaktan avuçların içi Kâbe'ye
çevrilerek eller kulaklar hizasına kadar kaldırılıp "Bismillâhi
Allahüekber" denilerek, karşıdan işaretle selâmlanır ve
sağ elin içi öpülür. Hacerülesved uzaktan istilâm edilirken
karşısında durulup beklenmez, yürümeye devam edilir.
Tavafın
her şaftında Rüknülyemânî'nin de istilâm edilmesi müstehaptır.
4.
Ardından sa‘y yapılacak tavafların ilk üç şavtında
erkeklerin remel yapması. Remel, tavafta kısa adımlarla
koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümektir.
Remel sadece sonunda sa‘y yapılacak tavaflarda yapılır. Kadınlar
remel yapmazlar.
5.
Remel yapılması gereken tavaflarda erkeklerin ıztıbâ‘
yapması.
Iztıbâ:
Ridânın yani ihramın vücudun belden yukarısını örten
parçasının bir ucunu sağ kolun altından geçirip, sol omuz
üzerine atarak sağ kolu ve omuzu ridânın dışında bırakmaktır.
Remel yapılması gereken tavafların bütün şavtlarında ıztıbâ‘
sünnettir. Tavaf bitince omuz örtülür, tavaf namazı omuz
örtülmüş olarak kılınır. Remel yapılan tavaflar dışında,
başka zamanlarda ıztıbâ‘ mekruhtur.
6.
Muvâlât yani tavafın bütün şavtlarını ara vermeden peş peşe
yapmak.
Tavaf
esnasında farz namaz için ikamet yapılması veya abdestin
bozulması gibi, tavafa devam etmeyi engelleyen bir durum ortaya
çıkarsa, tavaf olduğu yerde bırakılır, kalan kısmı sonra
tamamlanır.
7.
Erkeklerin mümkün olduğu kadar Kâbe'ye yakın; kadınların ise
erkekler arasına karışıp sıkışmayacak bir uzaklıktan tavaf
etmeleri.
Tavafın
sünnetlerinin mazeretsiz terki mekruhtur. Sünnetlerin terk edilmesi
durumunda maddî bir ceza gerekmez.
__________________________________________________________________________________
Teyâmün:
Kâbe'yi sol tarafına alıp kendisi Kâbe'nin sağında olacak
şekilde yürümek. (Tavaf’ın vaciplerinden)
İstilâm:
Hacerülesved'i selâmlamak
Remel:
Tavafta kısa adımlarla
koşarak ve omuzları silkerek çalımlı ve çabuk yürümektir.
Iztıbâ:
Ridânın yani ihramın
vücudun belden yukarısını örten parçasının bir ucunu sağ
kolun altından geçirip, sol omuz üzerine atarak sağ kolu ve omuzu
ridânın dışında bırakmaktır.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
d)
Tavafın Yapılışı
Hangi tavaf
yapılacaksa ona niyet edilerek, Rüknülyemânî cihetinden
Hacerülesved hizasına gelinir. Tekbir ve tehlîl getirilerek
Hacerülesved öpüldükten veya karşıdan selâmlandıktan
(istilâm) sonra, dua okuyarak tavafa başlanır.
Hatîmin
dışından dolaşılarak ve her şavtta hizalarına gelindikçe
Rüknülyemânî ve Hacerülesved istilâm edilerek yedi şavt
tamamlanır. Rüknülırâki ve Rüknüşşâmî'de istilâm yoktur.
Tavaf tamamlanınca mümkünse makam-ı İbrâhim'in arkasında,
orada yer yoksa uygun bir yerde tavaf namazı kılınıp dua edilir.
e)
Tavaf Çeşitleri
Ziyaret tavafından
başka, hacla ilgili olan ve olmayan farz, vâcip, sünnet ve nâfile
başka tavaflar da vardır. Ancak hepsinin sıhhat şartları,
vâcipleri, sünnetleri ve yapılış şekli aynıdır.
Hacla ilgili olarak
"kudüm tavafı", "ziyaret tavafı"
ve "vedâ tavafı" olmak üzere üç tavaf vardır.
Umrede yapılan
tavafa ise umre tavafı denir.
1.
Nezir Tavafı. Tavaf etmeyi adayan kişinin, nezrini yerine
getirmesi vâciptir. Bunun için zaman belirlenmişse, belirlenen
zamanda, zaman tayini yapılmamışsa uygun bir zamanda adanmış
olan tavaf yerine getirilir.
2.
Tahiyyetü'l-mescid Tavafı. Bir mescide girildiğinde kılınması
sünnet olan tahiyyetü'l-mescid yerine, Mescid-i Harâm'a
her girildiğinde hürmeten ve mescidi selâmlamak için bir tavaf
yapmak müstehaptır. Buna selâmlama tavafı anlamında
tahiyyetü'l-mescid tavafı denir. Hac veya
umre gereği yapılacak olan tavaf bunun yerini tutar.
3.
Tatavvu Tavafı. Mekke'de
bulunulan süre içinde hac ve umre ile ilgili olarak yapılan
tavaflar dışında, fırsat buldukça yapılan nâfile tavaflardır.
Diğer ibadetler gibi, başlanılmış olan nâfile bir tafavın
bitirilmesi de vâcip olur. Uzak yerlerden gelmiş olan kimselerin
nâfile tavaf yapmaları, Mescid-i Harâm'da nâfile namaz
kılmalarından efdaldir. Hac mevsimi dışında Mekkeliler için de
hüküm aynıdır.
V.
HACCIN VÂCİPLERİ
Haccın
rükün ve şartlarının yanında bir de vâcip olan törenleri
(menâsik) vardır. Bunların terkedilmesiyle hac geçersiz (fâsid)
olmaz, fakat mazeretsiz terkedilmesi tahrîmen mekruhtur. Ayrıca
meşrû bir mazeret olmadıkça terk edilen veya zamanında
yapılmayan her vâcip için ceza gerekir. Diğer ibadetlerde olduğu
gibi haccın vâcipleri de kendileri müstakil birer nüsük olan
"aslî vâcipler" ve başka bir nüsüke bağlı
olan "dolaylı (fer‘î) vâcipler" olmak üzere
ikiye ayrılır.
Hanefî
mezhebinde haccın aslî vâcipleri
1-Sa‘y
2-Müzdelife'de
vakfe
3-Şeytan
taşlama
4-Halk
veya taksir
5-Vedâ
tavafı (sader tavafı)
Bunlardan sa‘y ile halk veya taksir, hem hac, hem de umrede
vâciptir. Diğer üçü ise umrede yoktur.
A)
SA‘Y (vacip)
Sa‘y
sözlükte "koşmak, çaba göstermek" gibi anlamlara
gelir. Hac ve umre ile ilgili bir terim olarak ise sa‘y, Kâbe'nin
doğu tarafında bulunan Safâ ve Merve adlı iki tepe arasında,
Safâ'dan başlanıp Merve'de tamamlanmak üzere yedi defa gidip
gelmeyi ifade eder. Safâ'dan Merve'ye gidiş bir şavt ve Merve'den
Safâ'ya dönüş bir şavt olur. Sa‘yin yapıldığı Safâ ile
Merve arasındaki yaklaşık 350 metrelik mesafeye de "mes‘â"
(sa‘y yeri) denir.
Hanefî
mehebine göre: Hac ve umrenin vâciplerinden.
Diğer
üç mezhebe göre: Haccın rükünlerindendir.
a)
Sa‘yin Geçerli Olmasının Şartları
1.
Sa‘yi, ihrama girdikten yani hac veya umre yahut her ikisi için
niyet ve telbiye yaptıktan sonra yapmak. İhrama girmeden önce hac
veya umre menâsikinden hiçbiri yapılamaz.
Sa‘yin
sahih olması için, ihrama girdikten sonra yapılması şart ise de
ihramlı olarak yapılması şart değildir; belirli menâsik
tamamlanıp ihramdan çıktıktan sonra da yapılabilir. Nitekim hac
için ihrama giren kimse, kurban bayramının ilk günü fecr-i
sâdıktan önce ihramdan çıkamayacağı için, Arafat vakfesinden
önce hac sa‘yini yapmak isterse, ihramlı olarak yapar. Arafat
dönüşü ziyaret tavafından sonra yaparsa, ihramsız olarak da
yapabilir. Efdal ve sünnete uygun olan da budur. Umre sa‘yinin
ihramlı olarak yapılması vâciptir. Umre tavafının dördüncü
şavtından sonra tıraş olan kişi, ihramdan çıkmış olur. Bu
kişinin ihramsız olarak yapacağı umre sa‘yi sahihtir, fakat
sa‘yi tamamlamadan ihramdan çıkarak vâcibi terkettiği için
ceza (dem) gerekir.
2. Hac
sa‘yini hac ayları başladıktan sonra yapmak. İhrama girme
dışında, hacla ilgili menâsikten hiçbiri, hac ayları girmeden
yapılamaz.
3.
Sa‘yi muteber bir tavaftan sonra yapmak. Sa‘y tek başına
müstakil bir nüsük değildir. Ancak muteber bir tavaftan sonra,
ona bağlı olarak yapılabilir. Muteber tavaf, hades-i ekberle yani
cünüp, aybaşı veya loğusa olarak yapılmamış olan tavaftır.
4.
Şavtların çoğunu yani en az dördünü yapmış olmak. Hanefî
mezhebinde, sa‘yin yedi şavtından dördü rükün, üçü
vâciptir. Diğer üç mezhepte bütün şavtlar rükündür.
5.
Sa‘ye Safâ'dan başlamak. Merve'den başlanırsa ilk şavt sahih
olmaz.
b)
Sa‘yin Vâcipleri
1.
Sa‘yi yürüyerek yapmak. Yürümekten âciz olan hasta, yaşlı ve
sakatlar, arabaya binerler.
2.
Yedi şavta tamamlamak (ilk dört şavt rükündür).
c)
Sa‘yin Sünnetleri
1.
Tavaf bitince, tavaf namazı kılmak dışında ara vermeden sa‘ye
başlamak.
2.
Sa‘y yapmaya gitmeden önce Hacerülesved'i istilâm etmek.
3.
Hadesten tahâret, yani sa‘yi abdestli olarak yapmak. Tavaflarını
temiz olarak yaptıktan sonra âdet görmeye başlayan kadınların
sa‘y yapmaları kerâhetsiz olarak câizdir.
4.
Necâsetten tahâret. Bedende, ihramda ve elbisede namaza engel
pislik bulunmamak.
5. Her
şavt başında, Safâ ve Merve’de yükseğe çıkıp, Kâbe’ye
yönelerek tekbir ve tehlil ile el açıp dua etmek.
6.
Şavtları peş peşe -ara vermeden- yapmak.
7.
Erkekler yeşil ışıklı sütunlar arasında "hervele"
yapmak ve diğer kısımlarda ise normal yürümek. Hervele,
kısa adımlarla koşarak canlı ve çalımlı yürümektir. Kadınlar
hervele yapmazlar.
8.
Sa‘y esnasında tekbir, tehlîl, zikir ve dua ile meşgul olmak.
9.
Niyet etmek.
Hanefî,
Şâfi, ve Mâlikilere göre:
Sa‘yde niyet sünnet
Hanbelîler'e
göre: Şarttır.
d)
Sa‘yin Yapılışı
Tavaftan
sonra, Hacerülesved istilâm(selamlama) edilerek Safâ tepesine
çıkılır. Sa‘y yapmaya niyet edilip, tekbir, tehlil,
zikir ve dua okunarak Merve'ye doğru yürünür. Yeşil
ışıklı sütunlar arasında "hervele" yapılır.
Bu sütunlar arasında her şavtta:
"Rabbim,
günahlarımızı bağışla, bize acı, kusurlarımızı affet ve
bize ikram et, bildiğin günahlarımızdan vazgeç; çünkü sen
bizim bilmediklerimizi de biliyorsun. Şüphe yok ki sen en aziz ve
en kerîm olan Allah'sın" duası okunur. Merve'ye varınca
yine Kâbe'ye yönelinerek tekbir, tehlîl söylenip dua edilir.
Böylece sa‘yin ilk şavtı yapılmış olur. Aynı şekilde
Safâ'dan Merve'ye dört gidiş ve Merve'den Safâ'ya üç dönüş
olmak üzere yedi şavt bitince sa‘y tamamlanmış olur.
Sa‘y kendi başına
-müstakil- bir nüsük değildir. Mutlaka bir tavafa bağlı olarak
yapılır. Tavaf namazından sonra ara vermeden yapılması sünnet
ise de, tavaftan sonra hemen yapılmayıp bir süre sonra yapılması
da câizdir.
Gerek
hac, gerek umre için sadece birer sa‘y vardır. Sa‘yin nâfilesi
yoktur. Bu sebeple her tavaftan sonra sa‘y yapılmaz.
Umre
sa‘yinin umre tavafından sonra fakat ihramdan çıkmadan
yapılması vâciptir.
Hac
sa‘yinin ziyaret tavafından sonra yapılması efdal ise de,
kudüm tavafından veya Arafat'a
çıkmadan
herhangi nâfile bir tavaftan sonra yapılması da câizdir.
İfrad
ve kırân haccı yapanlar, kudüm tavafından sonra hac sa‘yini
yapmamışlarsa, Arafat'a çıkmadan önce diledikleri zaman,
herhangi nâfile bir tavafı müteakip hac sa‘yini yapabilirler.
Temettu‘
haccı yapanlardan, Arafat'a çıkmadan önce hac sa‘yini
yapmak isteyenler ise, terviye günü (veya daha önce) hac için
ihrama girdikten sonra yapacakları nâfile bir tavafı müteakip hac
sa‘yini yapabilirler. Çünkü hac sa‘yi, hac için; umre
sa‘yi de umre için ihrama girmeden önce yapılamaz.
________________________________________________________________________________
Hervele:
Kısa adımlarla koşarak canlı ve çalımlı yürümek
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
B)
MÜZDELİFE VAKFESİ (vacip)
Müzdelife,
Arafat ile Mina arasında, Harem sınırları içinde bir bölgedir.
Mina'dan Muhassır vadisi ile ayrılır. Haccedenlerin arefe gününü
bayram gününe bağlayan geceyi burada geçirmeleri sünnet, burada
vakfe yapmak ise vâciptir.
a)
Geçerli Olmasının Şartları
1. Hac
için ihramlı olmak.
2.
Arafat vakfesini yapmış olmak.
3.
Belirli yerde yani Müzdelife sınırları içinde yapmak. Muhassır
vadisi dışında Müzdelife'nin her yerinde vakfe yapılabilir.
Kuzeh dağı üzerindeki Meş‘ar-i Harâm civarında yapılması
sünnettir.
4.
Belirli zaman içinde yapmak.
b)
Müzdelife Vakfesinin Zamanı
Hanefîler'e
göre: Bayramın birinci günü
(10 Zilhicce) tan yerinin ağarmaya başlamasından (fecr-i sâdık)
güneşin doğmasına kadar olan süredir.
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre:
Gecenin yarısından itibaren güneşin doğuşuna kadar geçen
süredir. Gece yarısı, güneşin batışı ile güneşin doğuşu
arasındaki sürenin ortasıdır.
Mâlikîler'e
göre: Arefe günü akşamı güneşin batışından bayram
sabahı güneşin doğuşuna kadar olan süre
Arafat
vakfesi gibi Müzdelife vakfesinin sıhhati için de niyet ve ilim
(yani Müzdelife'de bulunduğunu ve vakfe yaptığını bilmek)
gerekli olmadığından, mezheplere göre yukarıda belirtilen
süreler içinde, ister uykuda, ister uyanık, ister bayılmış
halde olsun, çok kısa da olsa bir zaman diliminde Müzdelife
sınırları içinde bulunan veya buradan geçen kimseler, bu
vecîbeyi yerine getirmiş sayılırlar.
Geceyi
Müzdelife'de geçirip sabah namazını erkence kılmak, namazdan
sonra telbiye, tekbir, tehlîl, zikir,
dua ve istiğfar ile vakfeyi ortalık aydınlanıncaya kadar
sürdürmek, ortalık iyice aydınlandıktan sonra güneş doğmadan
Mina'ya hareket etmek ise bütün mezheplerde sünnettir.
c)
Akşam ve Yatsı Namazlarının Cem‘-i Te’hir ile Kılınması
Haccedenlerin arefe
günü akşamı Müzdelife'de akşam ve yatsı namazlarını ister
münferit ister cemaatle olsun, yatsı vakti içinde cem‘-i te’hir
ile kılmaları,
Hanefîler'e
göre: Vâcip
Şâfiîler'e
göre: Sünnett
Bu
namazlar yatsı vaktinin çıkmasından endişe edilmedikçe
Arafat'ta veya yolda kılınmaz; kılındığı takdirde, henüz
yatsı vakti çıkmadan Müzdelife'ye ulaşılırsa,
Ebû
Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre: Yeniden kılınır.
Ebû
Yûsuf’a göre:Müzdelife'ye ulaşmadan kılınması mekruh ise
de kılındığı takdirde iadesi gerekmez.
**Cem‘-i
takdîm ve cem‘-i te’hir ile kılınan namazlarda, iki
farz arasında başka namaz kılınması mekruhtur. Bu sebeple
akşamın sünneti ve yatsının ilk sünneti kılınmaz. Yatsının
son sünnetiyle vitir kılınır. İki vaktin namazı bir tek
ezan ve bir tek ikametle kılınır. Yatsı namazı için ayrıca
ezan ve ikamet gerekmez.**
C)
ŞEYTAN TAŞLAMA (vacip)
Dilimizde
"şeytan taşlama" denilen remy-i cimâr,
haccedenlerin bayram günleri Mina'da Küçük Cemre, Orta Cemre ve
Akabe Cemresi adı verilen yerlere ufacık taşlar atması demektir.
Halk dilinde küçük şeytan, orta şeytan ve büyük şeytan da
denilen bu taş kümelerine taş atmak haccın vâciplerindendir.
Mina, Müzdelife ile Mekke arasında, Harem sınırları içinde bir
bölgedir.
Hanefîlere
göre: Şeytan taşlanan günlerde Mina'da gecelemek sünnettir.
Diğer
üç mezhebe göre: Mazereti olmayanların bu gecelerden her
birinin yarıdan çoğunda Mina'da bulunmaları vâciptir. Aksi
halde ceza gerekir.
________________________________________________________________________________
Remy-i
cimâr: Şeytan taşlama
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
a)
Şeytan Taşlamanın Geçerli Olmasının Şartları
1.
Taşlar cemrelere el ile fırlatılarak atılmalıdır. Ayakla veya
herhangi bir aletle atılması sahih olmadığı gibi, taşı geriden
fırlatmaksızın cemre üzerine el ile konulması da sahih olmaz.
2.
Atılan şeyin, taş atma veya taşlama anlamını gerçekleştirecek
bir madde olması gerekir. Bu bakımdan
Hanefîler'e
göre: Atılan şeyin taş, kurumuş çamur gibi üzerinde
teyemmüm yapılması câiz olan bir madde olması gerekir.
Diğer
üç mezhebe göre: Atılan şey mutlaka taş olmalıdır.
*Ağaç,
maden ve tezek gibi şeylerin atılması taşlama yerine geçmez.*
3.
Taşların her birini ayrı ayrı atmak gerekir. Hepsi birden
atılırsa tek taş atılmış sayılır.
4.
Taşlar cemre kümesinin üzerine yani taş havuzunun içine veya
yakınına düşürülmelidir.
5.
Taş, atıldığı yere atanın fiili sonucu ulaşmalıdır. Atılan
taş, bir yere çarptıktan veya düştükten sonra bu yerin etkisi
olmadan kendiliğinden atıldığı yere ulaşırsa, sahih olur.
Meselâ birinin omuzuna düşüp orada kaldıktan sonra o kişinin
hareketiyle düşerse, istenilen yere ulaşsa bile sahih olmaz,
yeniden atılmalıdır.
6.
Gücü yetenler taşları bizzat kendileri atmalıdır. Namazlarını
ayakta durarak kılamayacak durumda olan kimseler başkalarını
vekil tayin edebilirler.
7.
Taşları belirli vakitler içinde atmak gerekir.
b)
Şeytan Taşlama Zamanı
Hanefî
ve Malikîlere göre: Bayramın birinci günü fecr-i sâdıktan
sonra
Şafiî
ve Hanbelîlere göre: Gece yarısından bayramın dördüncü
günü güneş batıncaya kadar olan süredir.
1.
Bayramın Birinci Günü (10 Zilhicce)
Bu
günde yalnız Akabe Cemresi’ne yedi taş atılır.
Hanefîler'e
göre: Bayramın birinci günü taş atma zamanı, tan yerinin
ağarmasından (fecr-i sâdık) ertesi günün tan yeri ağarmasına
kadar olan süre olmakla birlikte, belirlenen bu süre içinde,
güneşin doğması ile öğle namazı vaktinin girmesi arasındaki
vakitte taşlamak sünnet, sabah güneşin doğmasından önce ve
akşam güneşin batmasından sonra taş atmak mekruh kabul
edilmiştir.
Mâlikîler'e
göre: Taşlama vakti bayramın birinci günü tan yerinin
ağarmasıyla başlar ve akşam namazı vaktinin girmesine kadar
devam eder. Güneş battıktan sonra (gece veya ertesi gün)
atılırsa, edâ değil kaza sayılır ve ceza gerekir.
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre: Bu
vakit gecenin yarısından bayramın dördüncü günü güneş
batıncaya (teşrik günlerinin sonuna) kadar sürer. Bu sürenin
herhangi bir anında taş atılması sahihtir. Ancak henüz güneş
doğmadan atılması mekruh; güneşin doğuşundan zevale kadar
geçen sürede sünnet; zevalden güneş batıncaya kadar kerâhetsiz
câiz; mazeretsiz güneş battıktan sonraya geciktirmek ise mekruh
sayılmıştır.
2.
Bayramın İkinci ve Üçüncü Günleri (11-12 Zilhicce)
Bu
günlerin her birinde her üç cemreye yedişer olmak üzere toplam
21 taş atılır. Bu iki günde taş atma zamanı, zeval vaktinde
başlar.
Hanefîlere
göre: Ertesi gün fecr-i sâdıka kadar
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre: Bu günlerle ilgili taşlamanın süresi
de bayramın ilk günü gibi teşrîk günlerinin sonuna kadardır.
Malikîlere
göre: Güneşin batmasına kadar devam eder.
Belirtilen
bu sürenin herhangi bir bölümünde taş atma işi yapılabilir. Bu
iki günde zevalden önce taş atılması ise câiz değildir.
3.
Bayramın Dördüncü Günü (13 Zilhicce)
Ebû
Yûsuf, İmam Muhammed ve diğer üç mezhep imamına göre:
Bayramın dördüncü günü de taş atma vakti, ikinci ve üçüncü
günlerde olduğu gibi zevalden itibaren başlar.
Ebû
Hanîfe'ye göre: Bayramın dördüncü günü taş atma zamanı
fecr-i sâdıkta başlar. Ancak taşların henüz güneş doğmadan
atılması mekruh, güneşin doğuşundan zevale kadarki sürede
câiz, zevalden sonra atılması ise sünnettir.
İster
edâ, ister kazâ olsun, bayramın dördüncü günü güneşin
batmasıyla taş atma süresi sona erer.
c)
Atılacak Taş Sayısı
Bayramın
birinci günü, sadece Akabe Cemresi’ne 7
(yedi) taş atılır, diğer iki cemreye taş
atılmaz.
Bayramın
ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri ise, Küçük
Cemre’den başlamak üzere, sıra ile her üç cemreye, günde
7’şerden 21 olmak üzere üç günde 63 taş
atılır. Bayramın birinci günü atılan yedi taş da eklenirse
taşlamada atılan toplam taş sayısı 70 olur. Ancak
bayramın dördüncü günü cemrelere taş atmak faziletli olmakla
birlikte zorunlu değildir. Dördüncü gün taş zorunlu olmadığı
takdirde atılan taş sayısı 49 (70- 21=49) olur.
**Bayramın
dördüncü günü taş atmayacak olanların,**
Hanefîler'e göre: Dördüncü günü fecr-i sâdıktan önce,
Mina'dan ayrılmış olmaları gerekir.
Diğer
üç mezhebe göre: Üçüncü gün güneş batmadan önce
Mina'dan ayrılmış olmaları gerekir.
Mina'nın
Mekke tarafındaki sınırı, Akabe Cemresi’dir. Akabe Cemresi’nden
Mekke cihetine birkaç adım ilerlemek bile Mina'dan ayrılmak
sayılır.
Bayramın
dördüncü günü taş atmayacak olanların, üçüncü gün güneş
batmadan Mina'dan ayrılmaları,
Hanefîler'e
göre: Sünnettir.
Güneş
battıktan sonra ayrılmak mekruh ise de ceza gerekmez.
d)
Şeytan Taşlamanın Sünnetleri
1.
Taşları üç-beş metre mesafeden atmak.
2.
Yedi taşı peş peşe atmak.
3.
Bayramın ikinci, üçüncü ve dördüncü günleri sırayla Küçük,
Orta ve Akabe cemrelerine taş atmak. Diğer üç mezhepte sıraya
uymak sıhhat şartıdır.
4.
Atılan taşların nohuttan büyük, fındıktan küçük olması.
5.
Küçük ve Orta cemrelerde taş attıktan sonra dua etmek. Akabe
Cemresi’ne taş attıktan sonra dua edilmez, orası hemen
terkedilir.
6. Her
bir taşı atarken "Bismillâhi Allahüekber" demek.
e)
Şeytan Taşlamanın Mekruhları
1.
Büyükçe bir taşı olduğu gibi veya kırıp birkaç parça
yaparak atmak.
2.
Cemre mahallinde biriken taşlardan alıp atmak.
3.
Temiz olmayan meselâ pislik bulaşmış taşları atmak.
4. Bir
cemreye aynı gün yediden çok taş atmak.
5. Taş
atarken cemreler arasında sıraya uymamak.
f)
Şeytan Taşlamanın Yapılışı
Cemre
mahalline varmadan önce Müzdelife'de veya yolda yeteri kadar taş
toplanıp hazırlanır. Taşların Müzdelife'den veya belirli bir
yerden toplanması gerekmez, her yerden alınabilir. Sadece cemre
mahallinde başkaları tarafından atılmış taşları alıp atmak
mekruhtur. Taşları atmak için cemrelere yeteri kadar yaklaşılır.
Atılacak taş, baş ve şahadet parmaklarının uçları ile tutulup
"Bismillâhi Allahüekber,
rağmen li'ş-şeytân ve hizbih"
denile rek atılır. Atılan
taş yerine ulaşmaz veya uzağa düşerse, onun yerine başkası
atılır.
g)
Şeytan Taşlamada Vekâlet
Hastalık,
yaşlılık, sakatlık gibi mazeretlerle cemre mahalline gidip bizzat
taş atmaları mümkün olmayanlar, uygun kişileri vekil ederek
taşlarını attırırlar. Mazeretin ölçüsü ayakta namaz
kılmaktan âciz olmaktır. İzdiham sebebiyle gündüz cemrelere
yaklaşması mümkün olmayanlar taşlarını gece tenha zamanlarda
atarlar. Gece taş atabilecek durumda olanların, başkalarını
vekil etmeleri câiz olmaz. Çünkü vekâletin câiz olabilmesi
için, acziyetin sabit olması gerekir. Taş atma süresi içinde
herhangi bir vakit, meselâ bayramın dördüncü günü bizzat
taşını atabilecek olan kişinin başkasını vekil etmesi câiz
değildir. Vekil olanlar, önce kendi taşlarını, daha sonra vekili
oldukları kişinin taşlarını atarlar.
h)
Vaktinde Atılamayan Taşların Kazâsı
Taş
atma günlerinde her günün taşının kendi vakti içinde atılması
vâcip olduğu gibi, vaktinde atılamayan taşların taş atma süresi
içinde kazâ edilmesi de vâciptir. Taş atma süresi, bayramın
dördüncü günü güneşin batması ile son bulur. Bundan sonra eda
ve kazâ olarak taşlama yapılmaz. Ebû
Hanîfe
ve İmam Mâlik'e göre:
Vaktinde atılamayan taşlar, taşlama süresi içinde kazâ edilse
de cezası düşmez.
Ebû
Yûsuf ve İmam Muhammed'e göre:
Taş atma süresi içinde kazâ edildiği takdirde cezası düşer.
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre:
Vaktinde atılamayan taşlar bayramın dördüncü günü güneş
batmadan önce atıldığı takdirde, kazâ değil, eda sayılır.
Gecikmeden dolayı ceza da gerekmez.
ı)
Artan Taşlar
Artan
taşlar ihtiyacı olanlara verilir veya uygun bir yere bırakılır;
toprağa gömülmesi gerekmez. Yeterli
sayıdan fazlasının cemrelere atılması mekruhtur.
D)
SAÇLARI TIRAŞ ETMEK veya KISALTMAK (vacip)
İlmihal
dilinde saçların tıraş edilmesi "halk",
kısaltılması ise "taksîr"
olarak anılır. Halk,
saçların dipten tıraş edilmesi,
taksîr ise uçlarından
kesilip kısaltılması
demektir. Saçların dipten tıraş edilmesi, kısaltmaktan evlâ
görülmektedir.
a)
Zamanı ve Yeri
Hacda
saçları tıraş etme veya kısaltmanın zamanı, bayramın ilk günü
fecr-i sâdıktan, ömrün sonuna kadar devam eden süredir.
Ebû
Hanîfe ve İmam Mâlik'e göre: Bayramın üçüncü günü
güneş batıncaya kadarki süre içinde yapılması vâciptir. Daha
sonraya geciktirilmesi durumunda ceza (dem) gerekir.
Şâfiî
ve Hanbelîler ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre: Bu
vecîbenin bayramın ilk üç gününde yapılması vâcip değil,
sünnettir Geciktirilmesi mekruh ise de ceza gerekmez.
Ancak
tıraş olmadıkça ihramdan çıkılmış olmaz ve ihram yasakları
devam eder. Umrede saçları tıraş etme veya kısaltmanın vakti,
umre tavafının dört şavtını tamamladıktan sonra başlar. Fakat
umre sa‘yini ihramlı olarak yapmak vâcip olduğu için sa‘yi de
yaptıktan sonra tıraş olmak gerekir. Hac için ihrama girenler,
bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan önce, umre için ihrama
girenler ise, umre tavafının en az dört şavtını tamamlamadan
tıraş olmakla ihramdan çıkmış olmazlar, ihram yasağı işlemiş
olurlar.
Ebû
Hanîfe ve İmam Muhammed'e göre: İster hac, ister umre için
olsun, saçları tıraş etmenin veya kısaltmanın yeri Harem
bölgesidir. Harem bölgesi dışında yapılması sahih ise de vâcip
terkedildiği için ceza gerekir.
Ebû
Yûsuf ve İmam Züfer'e göre: Bu vecîbenin Harem bölgesinde
yapılması vâcip değil, sünnettir.
b)
Tıraş Edilecek veya Kısaltılacak Saçın Miktarı
Hanefîler'e
göre: Saçların tıraş edilmesi veya kısaltılmasında vâcip
olan miktar, başın en az dörtte birindeki saçlardır. Başın
sadece dörtte birinde veya daha az kısmında saç varsa, hepsinin
tıraş edilmesi veya kısaltılması gerekir. Ne kadar kısmında
olursa olsun, saçların tamamının tıraş edilmesi
veya
kısaltılması ise sünnettir.
Şâfiîler'e
göre: Vâcibin ifası için üç tel saçın tıraş edilmesi
veya kısaltılması yeterlidir.
Mâlikî
ve Hanbelîler'e göre: Saçların tamamının tıraş edilmesi
veya kısaltılması vâciptir.
Mezheplerin
her birinde başın tıraş edilecek miktarı ile abdestte meshi
gereken miktarı aynıdır.
Erkeklerin
saçlarını dipten tıraş etmeleri, kısaltmaktan efdaldir.
Kadınlar
ise saçlarının en az dörtte birinin uçlarından bir miktar
keserler. Onların saçlarını dipten tıraş etmeleri mekruhtur.
Saçların kısaltılması halinde kesilen miktar, parmak ucu
(parmağın uç boğumu) uzunluğundan daha az olmamalıdır.
c)
Tıraş ile Diğer Menâsik Arasında Tertip
Hz.
Peygamber Vedâ haccında bayramın ilk günü Mina'da önce
Akabe Cemresi’ne yedi taş attı, sonra kurbanlarını
kesti, daha sonra tıraş oldu ve aynı
gün Mekke'ye gidip ziyaret tavafını yaptı ve tekrar
Mina'ya döndü. Bu dört menâsik yerine getirilirken, Hz.
Peygamber'in yaptığı sıralamaya uymanın vâcip veya sünnet
oluşu konusunda müctehidler arasında görüş ayrılığı vardır.
Ebû
Hanîfe'ye göre: Bunların ilk üçünde Hz. Peygamber'in
yaptığı sıralamaya uymak vâciptir. Aksi halde ceza (dem)
gerekir. Ancak, ifrad haccında şükür kurbanı vâcip
olmadığından, nâfile olarak kesenlerin kurban konusunda
tertibe uymaları vâcip değil, sünnettir.
Diğer
üç mezheb ile Ebû Yûsuf ve İmam Muhammed’e göre:
Sıralamaya riayet sünnettir. Uyulmaması mekruh ise de ceza
gerekmez.
Mâlikîlere
göre: Akabe Cemresi’ne taş atmanın tıraş ve tavaftan önce
olması gerekir.
Ziyaret
tavafında ise
Ebû
Hanîfe dahil, bütün müctehidlere göre: Tertip vâcip değil,
sünnettir.
Tertibe
uyulduğu takdirde:
İfrad
haccı yapanlar Akabe Cemresi’ne taşlarını attıktan
sonra,
Temettu‘
veya kırân haccı yapanlar ise taş atıp kurbanlarını
kestikten sonra tıraş olup ihramdan çıkarlar. Tıraş olabilecek
duruma gelen kimseler saçlarını kendileri tıraş edebilecekleri
gibi henüz kendileri tıraş olmadan başka ihramlıları da tıraş
edebilirler. Fakat tıraş olmadıkça veya saçlarını
kısaltmadıkça diğer ihram yasaklarını yapamazlar.
d)
Tıraş Olma ve Saçları Kısaltmanın Hükmü
Saçların
tıraş edilmesi veya kısaltılması ile ihramdan çıkılmış
olur. İhramdan çıkma, elbise giyme, koku sürünme, saç, sakal,
bıyık ve tırnak kesme gibi ihram yasaklarının kalkması
demektir. Buna "tehallül" denir. Hacda cinsel
ilişki dışındaki yasakların kalkması ve cinsel ilişki
yasağının kalkması olmak üzere iki ayrı tehallül vardır.
Bunlardan birincisine "küçük tehallül"
veya "ilk tehallül"; ikincisine ise "büyük
tehallül" veya "ikinci tehallül"
denir.
1.
İlk Tehallül.
Hanefî
mezhebine göre: Cinsel ilişki dışındaki ihram yasaklarının
kalkmasını sağlayan ilk tehallül ancak saçların tıraş
edilmesi veya kısaltılması ile olur. İlk tehallülün
gerçekleşmesi için tertibe uymak gerekmediği gibi daha önce taş
atma ve kurban kesme nüsüklerini yapmış olmak da gerekmez.
Bayramın ilk günü fecr-i sâdıktan sonra tıraş olmakla ilk
tehallül gerçekleşir ve cinsel ilişki dışındaki bütün ihram
yasakları kalkar. Fakat Akabe Cemresi’ne taş atmak, kurban
kesmek, hatta ziyaret tavafını yapmakla -tıraş olmadıkça-
ne ilk ne de ikinci tehallül gerçekleşir.
Şâfiîler'e
göre: Taş atma, tıraş olma veya ziyaret tavafından herhangi
ikisini yapmakla ilk tehallül gerçekleşmiş olur.
Mâlikî
ve Hanbelîler'e göre: Akabe Cemresi’ne ilk günkü taşları
atmakla ilk tehallül gerçekleşir.
2.
İkinci Tehallül. İkinci tehallül cinsel ilişki dahil bütün
ihram yasaklarının kalkması demektir.
Hanefîlere
göre: İlk tehallülden sonra ziyaret tavafının da
yapılmasıyla olur. Şayet henüz tıraş olmadan ziyaret tavafı
yapılmışsa, tıraş olmakla ilk ve ikinci tehallül her ikisi
birden gerçekleşir.
Diğer
üç mezhebe göre: İkinci tehallül için ziyaret tavafından
başka sa‘yin de yapılmış olması gerekir. Çünkü
onlara göre sa‘y vâcip bir nüsük değil, haccın
rükünlerindendir.
________________________________________________________________________________
Halk:
Saçların dipten tıraş
edilmes
Taksîr:
Saç’ın uçlarından kesilip kısaltılması
Tehallül:
İhram yasaklarının kalkması
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
E)
VEDÂ TAVAFI (sader tavafı) (vacip)
Vedâ
tavafı Mekkeli olmayan ve Mekkeli hükmünde sayılmayan, uzak
bölgelerden gelmiş hacıların Mekke'den ayrılmadan yapmaları
gereken en son tavaftır. Buna sader tavafı da denir. Sader
ayrılma demektir.
a)
Vâcip Olmasının Şartları
1.
Haccetmiş olmak.
2.
Hacceden kişinin Âfâki olması.
3.
Kadınlar, Mekke'den ayrıldıkları esnada aybaşı veya loğusalık
halinde olmamak.
Sadece
umre yapanlar ile, Mekke'de, Harem bölgesinde ve mîkat sınırları
içinde ikamet eden hacıların, Mekke'den ayrılırken vedâ tavafı
yapmaları gerekmediği gibi, henüz vedâ tavafını yapmadan
aybaşı veya loğusa olan ve temizlenmeden Mekke'den ayrılan
kadınlardan da vedâ tavafı düşer. Fakat Mekke'den
ayrılmadan temizlendikleri takdirde, yola çıkmak için hazırlanmış
bile olsalar, vedâ tavafını yapmaları gerekir.
b)
Vakti ve Sıhhat Şartı
Vedâ
tavafı ziyaret tavafından sonra yapılır. Mekke'den ayrılıp
mîkat dışına çıkılmadıkça vakti sona ermiş olmaz. Vedâ
tavafını yapmadan Mekke'den ayrılan kişi henüz mîkat sınırları
dışına çıkmamışsa, ihramsız olarak Mekke'ye dönüp vedâ
tavafını yapması vâciptir. Mîkat dışına çıkılmışsa
dönmek vâcip değildir ve artık ceza(dem) gerekir. Fakat
dönülüp eda edilirse yani yeni bir umre yapmak üzere ihrama girip
umreden sonra vedâ tavafı yapılırsa ceza düşer. Ziyaret
tavafından önce vedâ tavafı yapılmaz. Şayet yapılırsa, bu
tavaf ziyaret tavafı sayılır. Çünkü Arafat vakfesinden sonra
yapılan ilk tavaf hangi niyetle yapılırsa yapılsın ziyaret
tavafı olur. Ziyaret tavafından sonra yapılan her tavaf da vedâ
tavafı sayılır.
Hanefîlere
göre: Vedâ tavafının Mekke'den ayrılırken yapılması daha
faziletli ise de önceden yapmak da câizdir. Bu takdirde Mekke'den
ayrılırken tekrar yapmak gerekmez. Vedâ tavafını yaptıktan
sonra Harem-i şerif’e gidip namaz kılmakta veya tavaf yapmakta
bir sakınca yoktur. Bu durumda en son yapılan tavaf, vedâ tavafı
olur.
Şâfiî
ve Hanbelîler'e göre: Vedâ tavafı Mekke'den ayrılırken
yapılır. Aksi halde iadesi gerekir.
Mâlikîler'e
göre: Vedâ tavafı vâcip değil sünnettir.
VI.
HACCIN SÜNNETLERİ ve ÂDÂBI
Hacda
farz ve vâcipler dışında kalan diğer menâsik haccın
sünnetleridir. Sünnetlerin yerine getirilmesi haccın sevabını
arttırır. Mazeretsiz terki mekruhtur. Fakat sünnetlerin terkinde
herhangi bir maddî ceza gerekmez. Haccın vâcipleri gibi sünnetleri
de "aslî" ve "fer‘î" olmak üzere iki
kısımdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder